Küresel Güç Kaymaları

Dünya üzerinde insanlar hüküm sürmeye başladığından beri dünyanın bir günü diğerine eşit olmadı. İnsanlık tarihi sürekli olarak değişen güç dengelerinden ibaret. Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz; değişimi yakalayabilenler değişen zaman içerisinde yerini alarak rakiplerine karşı tarihteki yerlerini sağlamlaştırma fırsatını yakalamış oluyor. Peki güç bugüne kadar nasıl değişti ? Bu değişimler insanlığı nasıl etkiledi ? Bunlarla ayrıntılı açılama yapacak bilgiye sahip değilim ancak Jared Diamond’ın Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabı bu konulara merak duyanlar için temelden bir başlangıç olabilir, tavsiye ederim.

Güç her çağda farklı algılanan bir olgu. Orta çağda yüksek kaleler, aydınlanma çağında güçlü toplar ve asker çokluğu, endüstri çağında teknik bilgi, günümüzde yani bilgi çağında ise güç direk her konudaki bilgiye endeksleniyor.

Küresel Sermaye’de değişen zamanlara ayak uydurarak kendisini sürekli yeniden konumlandırmasını bilmiştir. Dünya’nın finans merkezi bir zamanlar İstanbul Karaköy’deydi, ardından sırayla Frankfurt, Londra ve son olarak günümüzde New York dünyanın finans merkezi sayılmakta. 1900’lerde dünyada yeni güç kaymaları yaşandı ve Amerika küreselleşen dünyaya 1950’lilerde büyük bir damga vurdu. (Yıllar içinde GDP endeksiyle ülkelerin gelişmelerinin karşılaştırmasına buradan ulaşabilirsiniz.)

helloperator9_1371803160.png

Dünya’nın GDP paylaşımı (yüzde olarak)

Dile kolay yaklaşık 300 yıllık bir zaman diliminden bahsediyoruz. Geçmişte küresel sermaye kendi imkanlarıyla gizlilik içerisinde araştırma ve analizlerini yönetiyordu. Ama artık devir değişti. Anlı şanlı bilgi çağında yaşıyor olmanın getirdiği bazı avantajlar var. Mesela şu anda gözünü, yükselişini engelleyemediği Avrasya bölgesine dikmiş olan Amerika’nın açık istihbarat çalışması yapan think-tank kuruluşlarından CSIS’in hazırladığı ReconnectingAsia isimli bir çalışması var. Geçmişte yapılmış, yapılmakta olan ve yapılması planlanan altyapı çalışmalarının tamamına sitedeki veri tabanından ulaşabilirsiniz. Ülkelerin altyapı çalışmalarının anahtar kişileri, anahtar projeler ve hedefler dahi tek tek kayıt altına alınmış. Harita kısmından projeleri harita üzerinde görebiliyoruz. Avrasya’nın geleceğinde önemli rol oynayabilecek ülkelerle ilgili hazırlanan kısa videolar da özet halinde bilgiler vererek siteyi takip eden kişilerin bilgilerini güncel tutmasına yarıyor.

Ekran Alıntısı.PNG

Türkiye Hakkında özet bilgi ; Tarihsel olarak , Türkiye Rusyayı devre dışı bırakarak  Asya ve Avrupayı birleştiren stratejik bir kara köprüsü olmuştur.Bugün Türkiye bu durumunu, ülke ölçeğinde, bölgesel ve transit altyapı projeleriyle (Baku-Tiflis-Kars tren yolu gibi) daha sağlamlaştırıyor. Türkiye aynı zamanda 2023 vizyonu kapsamında binlerce kilometre kara ve tren yolu yapımını planlamakta. Genel anlamda bu uğraşlar Türkiye’nin Avrupa ve Asya ile bağlarının sağlamlaştırılmasını sağlayabilir.

Daha önceden de Amerikalı bir çok Türkiye analisti yükselmekteki Avrasya trendinin Amerika’nın eskiden müttefiği olan bir çok ülkenin artık Amerika ile ortak hareket etmemek istemesine yol açabileceğini belirtmişti.

Gelecek ne gösterir bilinmez ama bu büyük değişimlerden etkilenmemek imkansız görünüyor. Bu sebeple değişimin neler getirebileceğini analiz edip doğru kararlar almamız gerekiyor.

Ne demek QuantifiedSelf ?

Geçenlerde İnternet’te tanıştığım birisi tarafından QuantifiedSelf ile tanıştırıldım. Bu arkadaş sitesinde kendisi ile ilgili çok ilginç verilerin kaydını tutmuş ve bunları ilginç şekillerde sunarak hatta bazen matematiksel dağılım formülleri kullanarak kendi davranışlarını daha yakından anlamaya çalışmış. Kendisine dair tuttuğu kayıtlardan başlıcaları ;

  • 8 yıllık sevgili veritabanı (ilişki başlama bitiş tarihleri ve bazı özel bilgiler ile)
  • Ağlama veri tabanı (Ağlama sebebi, sayısı, günü ve mekanı)
  • Hayatında önemli gördüğü dönüm noktalarını zaman çizelgesi halinde gösterme ( web sitesi için ; http://www.robinwe.is/)

QuantifiedSelf direkt çevrilirse kendini miktarlandırma olarak söylenebilir. 2007 yılında kâr amacı gütmeyen bir grup “yaptığımız her şey veri üretiyor” diyerek kendi davranışlarını daha yakından anlayabilmek amacıyla davranışlarını veya hareketlerini kayıt altına alarak bu verilerden sayısal veriye sahip olarak sağlık sorunlarına çözüm bulma , uyku düzenini izleme veya yemek yeme düzenini iyileştirme gibi şeyler için çözüm aramaya başlamışlar. Burada işin güzel yanı kendiniz ile ilgili not aldığınız her şeyi (kilo, duygu durumu, spor vb.)analiz edebilmeniz. Okumaya devam et

Paylaşmak rahatlatır

Sanıyorum ki insanın en önemli özelliği yaptığı şeyleri bir karşılık beklemeden paylaşabilmesi . Bu bir çeşit güdü ve ne kadar güçlü olduğunu henüz yeni yeni keşfetmeye başlıyoruz. Açık kaynak kodlu yazılımların ve kütüphanelerin bu kadar yaygın oluşunu bahsettiğim bu güdü ile ilişkilendiriyorum. Öyle programcılar var ki saatlerini bilgisayar başında harcayıp en sonunda ortaya çıkardıkları ürünü hiç bir maddi karşılık beklemeden İnternet’te GitHub tarzı sitelere yükleyip herkesin kullanması için sayfalarca açıklama yapıyorlar, yetmiyor bireysel olarak soruları olanların sorularını cevaplıyorlar ve ortada her hangi bir maddi çıkar olmadan.

Sanıyorum ki bu durum sebeplerini şu şekilde sıralayabiliriz ;

1- Paylaşmak Rahatlatır

Zaten en başından beri söylediğim bu. İnsanların diğer insanların işine yarayan şeyleri yaptıklarına inanmaları veya bunu görmeleri psikolojik olarak rahatlık sağlar. Bir deney okuduğumu hatırlıyorum ; bir üniversitede hocalar klasik şekilde 2 grup öğrenci buluyorlar ( bir grup test bir grup kontrol grubu). Bu iki grubu ayrı ayrı üretim bantlarına oturtuyorlar ve banttan lego parçaları geçtikçe daha önceden belirlenmiş şekillerde oyuncaklar yapmaları isteniyor. İlk durum her iki gruptaki öğrenciler yaptıkları oyuncak başına eşit para alıyorlar. Ancak aralarında ufak bir fark var ; bir grup yaptığı oyuncakları hemen yanlarındaki rafa dizerken diğer grup yaptığı oyuncakları bir sepete atıyor. Bir süre sonra öğrencilere işlerinden memnun olup olmadıkları soruluyor. Yaptıklarını rafa dizen öğrencilerin sepete atanlara oranla daha mutlu oldukları görülüyor. Deneyi bir adım ileri taşıyıp yaptıklarını sepete atan öğrencilere daha çok para veriliyor ve rafa dizenlerin de oyuncak başına aldıkları para azaltılıyor. Sonuç yine değişmiyor ve yaptıklarını gören öğrenciler işlerinden daha memnun olduklarını söylüyor. Sonuçta buradan anladığımız yaptığınız işin sonuçlarını görürseniz (insanların yazdığınız bir programı kullanması, size onunla ilgili soru sorması gibi) yaptığınız şeyi sizi daha fazla tatmin ediyor. Bence bu durum insanlardaki paylaşma güdüsünün en önemli nedeni.

2- Yapılan Şeyler Asla Boşa Gitmiyor

Ne yaparsak yapalım eğer titizlikle yapıyorsak bir şeyler öğreniyoruz. Bunun sonucunda deneyim kazanıyoruz ve bu deneyim okulda öğrenilen teorik bilgiler gibi bizi hemen terk etmiyor. Kazanılan deneyimin uzun süre kalıcı olması durumu yaptığımız işte başarısız olsak bile denemeye devam edersek bir sonraki denemede şansımızı arttırıyor. Boş durmak yerine bir şeyler ortaya koymak için çabalayan ve bunu paylaşan insanların en önemli ikinci güdüsü de budur diye düşünüyorum.

3- Ne Kadar Çok Eleştiri O Kadar İlerleme

Yaptığımız işi en iyi şekilde yapmak için çabalasak da her zaman bir şeylerin eksik kaldığını er yada geç fark ediyoruz. Eksiklerimizi görmemizin en kestirme yolu ise dışarıdan bizi gözlemleyen birisinin bize bunu söylemesi. Her ne yapıyorsak yapalım onu paylaştığımız zaman gören kişilerin olumlu yorumları yanında eleştirilerin de gelmesi kaçınılmaz oluyor ve bu durum bize kendi eksikliğimizi görmemiz için çok güzel bir kaynak sağlıyor. Ayrıca belki de yaptığımız işi bizden çok daha yapan birisi ufkumuzu kat kat artıracak katkılar sağlayabilir. Bütün bunları görmek için paylaşmak şart.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar ilerleyen zamanlarda daha fazla aklıma gelen olursa yazmaya devam edeceğim.